İcra Hukuku

İlamsız İcra Takibi

Ahmet GeçgelYayın: 12 dk okuma
İlamsız İcra Takibi

İlamsız İcra Takibi Nedir? Süreci ve İtiraz Yolları

Giriş

İlamsız icra takibi, alacaklının elinde bir mahkeme ilamı ya da ilam niteliğinde bir belge bulunmadan, salt bir para veya teminat alacağına dayanarak doğrudan icra dairesine başvurup takip başlatabildiği yoldur. Türkiye'de en sık kullanılan takip türü budur; çünkü çoğu alacak ilişkisi (fatura, senet, sözleşme, kira bedeli gibi) bir mahkeme kararına konu olmadan doğar ve alacaklı, borcun tahsili için önce dava açmak zorunda kalmadan icra yoluna başvurabilir.

Bu takip yolu, hem alacaklı hem borçlu açısından önemli sonuçlar doğurur. Alacaklı için, alacağını hızlı ve nispeten az masrafla takip edebilme imkânı sunar; borçlu için ise, borcun varlığı henüz bir yargı kararıyla sabit olmadığından, ödeme emrine karşı itiraz hakkının süresinde ve doğru şekilde kullanılması büyük önem taşır. İcra ve iflas hukukunda süreler çok kısa ve çoğu zaman hak düşürücü nitelikte olduğundan, bir günlük gecikme dahi telafisi güç sonuçlar doğurabilir. Bu yazıda ilamsız icra takibinin nasıl başladığı, ödeme emrinin içeriği, borçlunun itiraz hakkını nasıl ve hangi sürede kullanacağı, itirazın takip üzerindeki etkisi ile alacaklının itirazı aşmak için başvurabileceği yollar ele alınmaktadır. Alanya İcra ve İflas Avukatı olarak uygulamada sıkça karşılaşılan süre kaçırma ve itiraz hataları da yazı içinde vurgulanmıştır.

Hukuki Tanım ve Dayanak

İlamsız icra takibinin temel dayanağı 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "İkinci Bap – Haciz yoluyla takip" başlığı altındaki 42 ve devamı maddeleridir. Kanunun 42. maddesine göre bir paranın ödenmesine veya bir teminatın verilmesine dair cebri icralar takip talebiyle başlar ve haciz yoluyla veya rehnin paraya çevrilmesi ya da iflas suretiyle yürür. İlamsız takip yoluna, yabancı devlet aleyhine ve idari yargının görev alanına giren konularda başvurulamayacağı kanunda ayrıca belirtilmiştir.

İlamsız icra takibinin kendi içinde iki ayrı yolu bulunur: genel haciz yoluyla takip ve kambiyo senetlerine (çek, bono, poliçe) özgü haciz yolu ile takip. Bu iki yolun ödeme emri içeriği, itiraz süreleri ve itirazın sonuçları bakımından önemli farklılıkları vardır; kambiyo senetlerine özgü takip ayrı ve daha sıkı kurallara tabidir. Bu yazıda esas olarak genel haciz yoluyla ilamsız takip anlatılmakta, kambiyo senetlerine özgü takip ile karıştırılmaması için yalnızca ayrımına değinilmektedir. Somut bir alacağın hangi takip yoluna konu edileceği, alacağın dayanağına göre değişebileceğinden, takip talebinden önce bir icra ve iflas hukuku avukatından görüş alınması isabetli olur.

Takip Talebi ve Ödeme Emri

İlamsız icra takibi, alacaklının icra dairesine yazılı, sözlü veya elektronik ortamda yaptığı takip talebiyle başlar. İİK'nın 58. maddesine göre bu talepte; alacaklının ve varsa vekilinin kimlik ve yerleşim yeri bilgileri, borçlunun kimlik ve yerleşim yeri bilgileri, alacağın miktarı ve varsa faizi, alacağın dayandığı senet veya belge yoksa borcun sebebi ve hangi takip yolunun seçildiği gösterilir. Alacak bir belgeye dayanıyorsa, bu belgenin aslı veya onaylı bir örneği takip talebiyle birlikte icra dairesine verilmelidir.

İcra müdürü, takip talebinin kanunda öngörülen şartları taşıdığına karar verirse ödeme emri düzenler. İİK'nın 60. maddesine göre ödeme emrinde; borcun ve masrafların yedi gün içinde ödenmesi ihtarı, takibin dayandığı bir senet varsa imzaya itirazın da bu yedi gün içinde ayrıca ve açıkça bildirilmesi gerektiği, aksi hâlde senedin borçludan sadır sayılacağı, borcun tamamına veya bir kısmına ya da alacaklının takip hakkına ilişkin bir itirazı varsa bunun da aynı süre içinde bildirilmesi gerektiği, itiraz edilmez veya borç ödenmezse yedi gün içinde mal beyanında bulunulması gerektiği ve aksi hâlde hapisle tazyik olunacağı yazılır. Ödeme emri iki nüsha düzenlenir; biri borçluya tebliğ edilir, diğeri icra dosyasında kalır.

Ödeme Emrine İtiraz: Süresi, Şekli ve Sebepleri

İcra ve iflas hukukunda en çok hak kaybına yol açan konulardan biri, ödeme emrine itiraz süresinin kaçırılmasıdır. İİK'nın 62. maddesine göre itiraz etmek isteyen borçlu, itirazını ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçeyle veya sözlü olarak icra dairesine bildirmek zorundadır. İtiraz, takibi yürüten icra dairesinden başka bir icra dairesine yapılırsa, o daire gerekli masrafı alarak itirazı derhâl yetkili icra dairesine gönderir.

Borçlu, borcun yalnızca bir kısmına itiraz ediyorsa, itiraz ettiği kısmın miktarını açıkça göstermek zorundadır; aksi hâlde itiraz edilmemiş sayılır. Takibin dayanağı bir senet ise ve borçlu senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığını iddia ediyorsa, bunu itirazında ayrıca ve açıkça belirtmesi gerekir; aksi hâlde icra takibi bakımından imzayı kabul etmiş sayılır. Borçlu veya vekili, itirazla birlikte tebligata esas olacak bir yurt içi adres bildirmek zorundadır. İtiraz eden borçlu, daha sonra yapılacak itirazın kaldırılması duruşmasında, alacaklının dayandığı senet metninden anlaşılanlar dışında itiraz sebeplerini değiştiremez veya genişletemez; bu nedenle itiraz dilekçesinin ilk aşamada eksiksiz ve doğru gerekçelerle hazırlanması önemlidir.

Borçlu, kendi kusuru olmaksızın bir engel nedeniyle süresi içinde itiraz edememişse, İİK'nın 65. maddesine göre paraya çevirme işlemi bitene kadar gecikmiş itiraz yoluna başvurabilir; ancak engelin ortadan kalktığı günden itibaren üç gün içinde mazeretini gösterir delillerle birlikte itirazını bildirmesi gerekir.

İtirazın Takip Üzerindeki Etkisi

İİK'nın 66. maddesine göre süresi içinde yapılan itiraz, icra takibini kendiliğinden durdurur. İtiraz süresinde yapılmamışsa alacaklının talebi üzerine icra müdürü, takip işlemlerine alacağın tamamı için devam eder. Borçlu borcun yalnızca bir kısmına itiraz etmişse, takibe kabul ettiği miktar için devam olunur.

Takip, itiraz nedeniyle durduktan sonra alacaklının önünde iki temel yol bulunur: itirazın kaldırılmasını icra mahkemesinden istemek veya itirazın iptali davasını genel mahkemede açmak. Hangi yolun izleneceği, büyük ölçüde alacaklının elindeki belgenin niteliğine göre belirlenir.

İtirazın İptali Davası

Alacak bir senede veya belgeye dayanmıyor ya da alacaklı doğrudan yargılamayı tercih ediyorsa, İİK'nın 67. maddesine göre itirazın iptali davası açılabilir. Bu davada alacaklı, itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren bir yıl içinde genel mahkemede dava açarak, genel hükümler çerçevesinde alacağının varlığını ispatlamak suretiyle itirazın iptalini talep eder. Bu bir yıllık süre, mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gereken hak düşürücü bir süredir. Davada borçlunun itirazının haksız olduğu tespit edilirse borçlu, alacaklının takibinin haksız ve kötü niyetli olduğu tespit edilirse alacaklı, talep üzerine yüzde yirmiden aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edilebilir. Alacaklı bir yıllık süreyi kaçırırsa, alacağını genel hükümler çerçevesinde ayrı bir alacak davasıyla takip etme hakkı saklı kalır.

İtirazın Kaldırılması Yolları

Alacaklının elinde imzası ikrar edilmiş veya noterce onaylanmış bir borç ikrarını içeren senet ya da resmî bir makbuz veya belge varsa, İİK'nın 68. maddesine göre itirazın kesin olarak kaldırılmasını icra mahkemesinden isteyebilir. Bu talep, itirazın alacaklıya tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde yapılmalıdır; bu süre içinde talepte bulunulmazsa aynı alacak için yeniden ilamsız takip yapılamaz. Yargıtay kararlarında istikrarlı biçimde vurgulandığı üzere, bu altı aylık sürenin başlaması için borçlunun itirazının alacaklıya usulüne uygun şekilde tebliğ edilmiş olması şarttır; alacaklının itirazı başka bir yoldan öğrenmiş olması süreyi başlatmaz.

Takibin dayandığı senet özel bir senet olup borçlu itiraz sırasında imzayı reddetmişse, alacaklı aynı altı aylık süre içinde itirazın geçici olarak kaldırılmasını isteyebilir. Bu durumda icra mahkemesi, imza incelemesi yaparak imzanın borçluya ait olup olmadığını tespit eder; imzanın borçluya ait olduğu kanaatine varılırsa itirazın geçici olarak kaldırılmasına karar verilir. İtirazın geçici olarak kaldırılması kararı üzerine ödeme emrindeki süre geçmişse borçlunun malları üzerine geçici haciz konulabilir. Borçlu, bu karara karşı tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde borçtan kurtulma davası açabilir; ancak bu davanın görülebilmesi için dava konusu alacağın yüzde on beşini teminat olarak yatırması gerekir. Borçlu bu süre içinde dava açmaz veya davası reddolunursa itirazın kaldırılması kararı ve varsa geçici haciz kesinleşir.

Menfi Tespit ve İstirdat Davaları

Borçlu, kendisinin gerçekte borçlu olmadığını düşünüyor ancak itirazın kaldırılması veya iptali sürecinde bu durumu tam olarak ortaya koyamamışsa, İİK'nın 72. maddesine göre icra takibinden önce veya takip sırasında menfi tespit davası açarak borçlu olmadığının tespitini isteyebilir. Takipten önce açılan menfi tespit davasında mahkeme, alacağın yüzde on beşinden az olmamak üzere teminat karşılığında icra takibinin durdurulmasına ihtiyati tedbir yoluyla karar verebilir; takipten sonra açılan davada ise doğrudan takibin durdurulmasına karar verilemez, ancak borçlu teminat göstererek icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesini isteyebilir. Dava borçlu lehine sonuçlanırsa takip durur ve daha önce yapılan icra işlemleri eski hâline getirilir. Borçlu, herhangi bir tedbir kararı almadan borcu ödemek zorunda kalmışsa, aynı dava istirdat davası olarak devam eder. Takibe hiç itiraz etmemiş veya itirazı kaldırılmış olan ve borçlu olmadığı bir parayı ödemek zorunda kalan kişi de, ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde genel hükümler çerçevesinde istirdat davası açarak parasının geri verilmesini isteyebilir.

Borçlu Açısından

Borçlu bakımından en kritik adım, ödeme emrinin tebliğ tarihini doğru tespit etmek ve yedi günlük itiraz süresini kaçırmamaktır. Borçlu, borcun tamamına mı yoksa bir kısmına mı itiraz ettiğini, imzaya itirazının bulunup bulunmadığını ve varsa yetkiye itirazını açık ve net biçimde ifade etmelidir; çünkü itiraz sebepleri sonradan genişletilemez. Borçlu ayrıca, itiraz dilekçesiyle birlikte tebligata esas bir yurt içi adres bildirmeyi ihmal etmemelidir; aksi hâlde takip talebinde gösterilen adrese yapılan tebligatlar kendisine yapılmış sayılır.

İtirazını süresinde bildiren borçlu, takibin kendiliğinden durduğunu bilmeli; ancak alacaklının itirazın kaldırılması veya itirazın iptali yoluna başvurup başvurmadığını da takip etmelidir. Alacaklı, itirazın kaldırılması için altı aylık, itirazın iptali davası için bir yıllık süreyi kaçırırsa, borçlu bu durumdan yararlanabilir; itirazın kaldırılması talebinin süre yönünden reddini isteyebilir.

Alacaklı Açısından

Alacaklı açısından ilamsız icra takibi, dava açmadan doğrudan tahsile yönelme imkânı sunsa da, borçlunun itiraz etmesi hâlinde alacaklının inisiyatifi büyük ölçüde elindeki belgenin niteliğine bağlıdır. Alacağı imzası ikrar edilmiş bir senede veya resmî bir belgeye dayanan alacaklı, nispeten hızlı olan itirazın kaldırılması yolunu tercih edebilir; böyle bir belgesi bulunmayan alacaklı ise itirazın iptali davasını genel mahkemede açmak zorunda kalır.

Her iki yolda da süreler alacaklı aleyhine kısa ve hak düşürücüdür: itirazın kaldırılması için altı ay, itirazın iptali davası için bir yıl. Bu sürelerin başlangıcı, borçlunun itirazının alacaklıya usulüne uygun tebliğ edildiği tarihtir; alacaklının itirazı fiilen öğrenmiş olması süreyi başlatmaz. Bu nedenle alacaklının, itiraz sonrası süreci bir icra ve iflas hukuku avukatıyla birlikte yakından takip etmesi, hem doğru yolu seçmesi hem de süre kaçırma riskini önlemesi bakımından önem taşır.

Deliller ve Belgeler

İlamsız icra takibinde ve buna yönelik itiraz süreçlerinde ispat büyük ölçüde belgeye dayanır. Alacaklının elinde bulunması gereken belgeler arasında sözleşmeler, senetler, çekler, faturalar, banka kayıtları, ödeme dekontları, yazışmalar ve varsa noter onaylı borç ikrarını içeren belgeler sayılabilir; itirazın kesin kaldırılması yoluna başvurabilmek için alacağın nitelikli bir belgeye dayanması şarttır. Borçlunun itiraz aşamasında sunacağı belgeler ise borcun ödendiğine, imzanın kendisine ait olmadığına veya yetkisizliğe ilişkin kayıtlar olabilir. Tebligat tarihini gösteren belgelerin her iki taraf için de saklanması, sürelerin doğru hesaplanması bakımından büyük önem taşır.

Yargıtay Kararları

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 07.12.2011 tarihli, 2011/14304 Esas ve 2011/19860 Karar sayılı ilamında, İİK'nın 62. ve 66. maddeleri uyarınca borçlunun ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde yaptığı itirazın icra takibini kendiliğinden durdurduğu; alacaklının takibe devam edebilmesi için genel mahkemede itirazın iptali davası açması gerektiği, bu davanın borçlunun itirazının alacaklıya tebliğinden itibaren bir yıl içinde açılması şart olduğu ve bu bir yıllık sürenin mahkemece kendiliğinden gözetilecek bir hak düşürücü süre olduğu vurgulanmıştır. Bu karar, itirazın iptali davası için öngörülen sürenin niteliğini ve başlangıcını net biçimde ortaya koyması bakımından önemlidir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 24.02.2016 tarihli, 2015/25095 Esas ve 2016/5234 Karar sayılı ilamında, genel haciz yoluyla yapılan takipte borçlunun itirazı üzerine takibin durduğu, alacaklının itirazın kaldırılmasını isteyebilmesi için öngörülen altı aylık sürenin, itirazın kendisine öğrenilmesiyle değil, usulüne uygun tebliğ edilmesiyle işlemeye başlayacağı; itirazın alacaklıya tebliğ edildiğine dair belge bulunmadığı sürece bu sürenin başlamayacağı belirtilmiştir. Karar ayrıca, altı aylık sürenin kaçırılması hâlinde aynı alacak için yeniden ilamsız takip yapılamayacağını da hatırlatmaktadır. Bu karar, itirazın kaldırılması sürecinde tebligatın usulüne uygunluğunun ne denli belirleyici olduğunu göstermesi bakımından değerlidir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14.10.2014 tarihli, 2014/9279 Esas ve 2014/10989 Karar sayılı ilamında, borçlunun ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi günlük yasal süre geçtikten sonra yaptığı itirazın süresiz itiraz sayılacağı; bu durumda alacaklının, icra dairesinden alacağın tamamı için takibe devam edilmesini isteyebileceği, ayrıca icra mahkemesinde itirazın kaldırılması davası açmasında hukuki yararının bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu karar, itiraz süresinin kaçırılmasının hem borçlu hem alacaklı açısından doğurduğu sonuçları ve icra dairesinin süresiz itirazı dikkate almadan takibe devam edebileceğini somut biçimde ortaya koymaktadır.

Sık Sorulan Sorular

İlamsız icra takibi nedir? İlamsız icra takibi, alacaklının elinde bir mahkeme ilamı bulunmadan, bir para veya teminat alacağına dayanarak doğrudan icra dairesine başvurup takip başlatabildiği icra yoludur.

İlamsız icra takibi nasıl başlar? Alacaklının icra dairesine yazılı, sözlü veya elektronik ortamda yaptığı takip talebiyle başlar. İcra müdürü talebi uygun bulursa borçluya ödeme emri gönderir.

Ödeme emrine itiraz süresi ne kadardır? Borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine itirazını bildirmek zorundadır. Bu süre kaçırılırsa itiraz süresiz sayılır ve takip alacağın tamamı için devam eder.

Ödeme emrine itiraz edilirse takip durur mu? Evet. Süresi içinde yapılan itiraz, icra takibini kendiliğinden durdurur. Takibin devamı için alacaklının itirazın kaldırılmasını istemesi veya itirazın iptali davası açması gerekir.

İtirazın iptali davası ne kadar sürede açılmalıdır? İtirazın iptali davası, borçlunun itirazının alacaklıya tebliğinden itibaren bir yıl içinde açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınır.

İtirazın kaldırılması ile itirazın iptali arasındaki fark nedir? İtirazın kaldırılması, alacağın imzası ikrar edilmiş bir senede veya resmî bir belgeye dayandığı hâllerde icra mahkemesinden altı ay içinde istenir. İtirazın iptali davası ise böyle bir belge bulunmadığında genel mahkemede bir yıl içinde açılan, alacağın varlığının genel hükümlere göre ispatlandığı bir davadır.

Borca itiraz ile imzaya itiraz aynı şey midir? Hayır. Borca itiraz, borcun tamamına veya bir kısmına ilişkindir; imzaya itiraz ise takibin dayandığı senet altındaki imzanın borçluya ait olmadığı iddiasıdır ve ayrıca açıkça belirtilmesi gerekir; aksi hâlde imza kabul edilmiş sayılır.

Süresinde itiraz edilmezse ne olur? Süresinde itiraz edilmezse itiraz hükümsüz kalır ve alacaklının talebi üzerine icra müdürü takip işlemlerine alacağın tamamı için devam eder; borçlunun ayrıca mal beyanında bulunması gerekir.

Menfi tespit davası ile itirazın iptali davası aynı şey midir? Hayır. İtirazın iptali davasını alacaklı açar ve alacağın varlığını ispatlamaya çalışır. Menfi tespit davasını ise borçlu açar ve borçlu olmadığının tespitini talep eder; bu davalar farklı taraflarca, farklı amaçlarla açılır.

İlamsız icra takibinde avukata ihtiyaç var mıdır? İlamsız icra takibi, kısa ve hak düşürücü nitelikte birçok süreye bağlı olduğundan, gerek alacaklının doğru yolu (itirazın kaldırılması mı, itirazın iptali mi) süresinde seçebilmesi gerekse borçlunun itirazını eksiksiz ve zamanında bildirebilmesi için bir icra ve iflas hukuku avukatından destek alınması uygulamada önerilen bir yaklaşımdır.

Hukuki Bilgilendirme ve Sorumluluk Metni

Bu makale, ilamsız icra takibi hakkında genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup güncel mevzuat ve Yargıtay içtihadı esas alınarak yazılmıştır. Her icra uyuşmazlığı kendi somut olay ve delil durumu içinde ayrıca değerlendirilmelidir; bu nedenle yazı içeriği, herhangi bir somut olaya ilişkin kesin hukuki görüş veya hukuki danışmanlık yerine geçmez. Mevzuat hükümleri ve Yargıtay uygulaması zaman içinde değişebilmektedir. İcra ve iflas hukukunda öngörülen süreler kaçırıldığında telafisi güç hak kayıpları doğabileceğinden, ödeme emri tebliğ alan veya alacağını icra yoluyla takip etmeyi düşünen okuyucuların, somut olaylarının değerlendirilmesi için bir icra ve iflas hukuku avukatından profesyonel destek alması önerilir.

Bu yazı İcra Hukuku kategorisinde yer alıyor.

İlgili Makaleler

İcra Hukuku

Maaş Haczi Nedir

Maaş haczi, bir icra dosyasında borcun tahsili amacıyla borçlunun çalıştığı işyerinden aldığı ücretin bir kısmına icra dairesi tarafından el konulmasıdır.

Oku

Hukuki desteğe mi ihtiyacınız var?

Haklarınızı korumak ve en doğru çözümü bulmak için bizimle iletişime geçin.

İletişime Geç